22 Şubat 2010 Pazartesi

Mum Alevi ile Oynayan Kedinin Öyküsü

Bir mum yanıyordu bir evin bir odasında
O evde bir de kedi vardı.
Geceler indiğinde kendi havasında
Mum yanar, kedi de oynardı.


Mumun yandığı gecelerden birinde
Kedi oyunlarına daldı.
Oyun arayan gözlerinde
Mumun alevi yandı,
Baktı,
Mumun titrek alevinde
Oyuna çağıran bir hava vardı.


Oyunlarını büyüten kedi büyüdü
Kendi türünde çocukçasına,
Döndü dolaştı, yavaş yavaş yürüdü
Geldi mumun yanına, oyuncakçasına.
Bir baktı, bir daha, bir daha baktı
Mumun alevinin dalgalanmasına
Uzandı bir el attı.
Bıyıklarını yaktırmadan anlamayacaktı..
İlk kez gördüğü mumun yakmasına
İnanmayacaktı.


Kedi, oyunlarında büyüyordu,
Mum, üşüyordu yanmalarında.
Zaman ikili yürüyordu
Aralarında.
Bir ayrışım görünüyordu
Birinin yanmalarında
Öbürünün oynamalarında.


Kedi oyunlarında büyüyordu,
Yitirerek gitgide oyunlarını.
Mum küçülüyordu yanmalarında,
Yitirerek gitgide yakmalarını.


Oynarken büyüyen kedi yanacak,
Aydınlatırken küçülen mum yakacaktı.
Küçülen yaka yaka aydınlatacak,
Büyüyen yana yana anlayacaktı.


Bir mum yanmasından
Ve bir kedi oyunundan
Kaldı sonunda
Bir gecenin tam ortasında
Bir evin bir odasında
Göz-göze susan
İki insan.


Mum yandı bitti,
Kedi büyüdü gitti.
Oyunlar karıştı gecelerde
Suskun uykusuzluklara.


O iki insandan, sonunda
Birinin anılarında kedi,
Birinin dalmalarında mum
Kaldı gitti.


Nerede bir mum yansa şimdi,
Nerede oynasa bir kedi,
Birbirine yansıyor, karışıyor gölgeleri..
Bugün dün gibi oluyor,
Dün bugün gibi.
Mum ellerimi tırmalıyor,
Belleğimi yakıyor kedinin elleri.



Özdemir Asaf

10 Şubat 2010 Çarşamba

Değersiz İnsanlar Üzerine...






Eskiden olsa derdim ki: "Olsun, O da insan.. Aldığı nefes diğer tüm canlılara hakaret de olsa olsun, O'nu da yaratan yaradan.."
 
Ama şimdi, Ataol Behramoğlu'nun sayfalarca uzatılabilecek şiiri gibi benim de yaşadıklarımdan öğrendiğim şeyler var.
 
Herkes, sevilmeye layık değildir.
Herkes, değer vermeye layık değildir.
Herkes, karşına alıp hikayesini dinlemeye layık değildir.
 
Moğolistan'ın Türkiye'den 20.000 erkek istediği haberine dair ben ne dedim?

"2010'un güzel geçeceğini biliyordum ama bu kadarı bana da sürpriz!

Bir erkeğe 6 kadının düştüğü iddia edilen Moğolistan Türkiye'den 20.000 erkek istemiş.
Haberin detayları burada.
Ah böyle böyle kurtulacağız kızlar tek meziyeti pipileri olan adamlardan.
Gidene kadar kendilerini nimet sayan halleri de tavan yapacaktır elbette ama biz buna dayanabiliriz.
Ha gayret!"

 
 Ve bakın aslında çok haklı olduğumu gösteren  ne yorumlar geldi:
 
  bu lezbiyenler başa bela arkadaş hiç bişeye faydaları yok :):):):)

(Adsız)


ne oldu kızım zoruna mı gidiyo korkma yvrum erkeksiz kalmassın sen bulursun sende artık sağlamlar gittikden sonra bi kör topal:D

(lazkopat)


İşte tam da bunlar gibiler gidecek diye yazılmış bir yazıydı "Yaşasın Moğol Kadınları!"

İyi ailelere sahip, iyi okullarda okumuş, belli bir kültür seviyesine ve sosyal çevreye sahip hiçbir arkadaşım ne bu yazıyı, ne de bu haberi üzerlerine almadılar. Konu üzerine havada uçuşan esprilere alınmadılar. Çünkü onlar "Memlekette akıllı adam kalmadı" diye çağırılıyorlar diğer ülkelere. "Memlekette damızlık kalmadı" diye değil.

Demem o ki; memleketin cahili, aptalı elbette bitmez. Kimi gider Medine Memi'yi canlı canlı gömer. Kiminin iyi kötü okuması vardır; ama adsız, ama avam takma isimlerle boşalır buralarda yazılarımıza.

Yazının başında belirttiğim gibi herkesin kıymetli olmadığını öğrendim ben. İşim gereği ya da zorunlu diğer sebepler oluşmadıkça herkesle muhatap olmuyorum artık. Konuştuğu dili doğru düzgün yazmayı bile beceremeyenlerse ilk satırda alıyor hükmünü. Boşuna zaman ve nefes kaybı çünkü. Gereksiz..

Sadece bir defaya mahsus olmak üzere yapılmış bir açıklamadır bu.

Not: Aynı yazının altındaki yorumlardan biri, yazıya daha önce yorum yapan çok sevdiğim Eva'ya yönelik olduğu için silinmiştir. Benim bloğumda, benim yazımın altında yorumları olan kimseye hakaret edilemez.

21 Ocak 2010 Perşembe

Yaşasın Moğol Kadınları!

2010'un güzel geçeceğini biliyordum ama bu kadarı bana da sürpriz!

Bir erkeğe 6 kadının düştüğü iddia edilen Moğolistan Türkiye'den 20.000 erkek istemiş.
Haberin detayları burada.

Ah böyle böyle kurtulacağız kızlar tek meziyeti pipileri olan adamlardan.

Gidene kadar kendilerini nimet sayan halleri de tavan yapacaktır elbette ama biz buna dayanabiliriz.
Ha gayret!


18 Ocak 2010 Pazartesi

Belalım

Ortaokuldayken bana şöhreti tattıran şarkı bu işte.


Yıl sonu gecesine hazırlanıyoruz.
Hem oynanacak tiyatroda başroldeyim, hem sesim mikrofona çok uygun diye gecenin sunucusuyum.
Arif Susam bir, ben ikiyim o yıllarda. Öyle bir popülarite hali.

Gece için şarkı yarışmaları yapılmış, her dalda birinciler belli olmuş ve onlar da provalara geliyorlar bizimle. Herkes büyük salonun bir köşesinde işinin gereğini yapıyor, çılgınlar gibi hazırlanıyoruz. Yarışmada belalımı söyleyerek birinci olan kız provada. Orkestrayla beraber şarkıyı çalışıyorlar. Orkestra dediğim de bildiğin org. Hani onlar çıstak çıstak her telden çalıyor ya, ondan orkestra dedim ben, aklın karışmasın. Fakat o da ne?! Kız şarkıyı söyleyemiyor! Yarışmada Sezen'i kıskandıran kız saçmalıyor! Ben de motive etmeye çalışıyorum, sakin ol, bak şöyle söyle diye. O ara orgu çalan adam "sen söylesene şu şarkıyı bi" diyor bana, saf saf şakıyorum ben de. Ve adam diyor ki "Tamam. Gecede şarkıyı sen söyleyeceksin." Kız için çok üzülüyorum. Gerçekten hem üzülüyor hem de mahcup oluyorum. Niyetim asla bu değil çünkü. Ama şöhret işte baldan tatlı. Hele de rejisörün evine uğramadan.

Eve gelip anneme söylediğimde yüzündeki ifadeyi anlatabilmeyi çok isterdim. Ha annemin "allahım rezil olucaz cem-i cümleye" paniği ha da farda kalmış tavşan paniği; o kadar söyleyeyim! "Noolur bi kere söyle de duyayım" dedikçe "bunlar boş hayaller bebeyim, sen kızını sahnede göreceksin" tribi atıyorum anneme...

Ve o gece geliyor...


Sunuyorum.

Oynuyorum.

Söylüyorum...



Allahım izninle geliyorum!

Sahneye çıktığımda şarkıyı söylemek için, annemle göz göze geliyoruz. Limonla muz arası bi tonu var suratının ve rezil olmamak için okuduğu dualar suratıma çarpıyor. Başlıyorum ben;


Uçurum uçurum gözlerine baktığım sensin...

( ya anne bak hele bi gözlerime!)



Prangalarca boynuma taktığım sensin...

( hani söyleyemezdim?)



Dağ gölleri gibi gibi hasret çektiğim...

( arıya bile dememişler uçamazsın diye, ayıp senin yaptığın)



Her gece uyku diye yattığım sensin...

(allah allaaah!!)



İlk nakarat bittiğinde tüm salon ayakta alkışlamaya başlıyor. Çılgınlar gibi, sahnede Sezen varmış gibi, sanki Bülent Ersoy ablanız kurban olsun size demiş gibi. Şaka gibi! Ondan sonrası cümbüş zaten. Okul programı olmasa, salak bir öğrenci olmasam o gece kim indirebilirdi ki sahneden? Kralı gelse alamazdı mikrofonu elimden.

Bu yazı beni nerelere sürükledi şimdi... Hadi günah çıkaralım;

- Bu şarkıyla birinci olan kız... İnan sen çok güzel söylüyordun, ben isteyerek yapmadım. Ama itiraf edeyim severek yaptım...

- Şöhret beni hiç değiştirmedi!

Albüm tekliflerinizi mesajla yapabilirsiniz.
Menejerim mi kim? Ahaha soruya bak... Tabi ki annem!

15 Ocak 2010 Cuma

Kelimeler Olmadan..

Balıkçıda buluştuk. Her buluşma gibi buna da geç kaldığım için o çoktan karar vermişti hangi balığı yiyeceğimize. Sesimi çıkarmadım. "Temizliyorlar, sen al balıkları markette buluşalım" dediğinde de sesimi çıkarmadım. Çünkü biliyordum geç kaldığım için kızmıştı. Markete de geç kalacaktım. Ona da kızacaktı.


Kalabalık yerlerde tek başına olmayı sevmiyorum. Öyle anlarda birini aramayı da. Bir an evvel oyalanacak bir şey ararken balıkçıya takıldı gözüm. Genç bir adam. Evet, bulmuştum. Ona bakacaktım.

Bakmaya değer biri değildi aslında benim için. Sevilmeye değmez birine boşluktayken rastlamak gibiydi ona duyduğum üç dakikalık ilgi. Sevişmeye karar verdiğim için seviştiğim adamlardan tek farkı dokunmuyor oluşumdu. Ortak noktalarıysa adını bilmemek.

Gözlerimi hiç ayırmadan bakarken sayısız soru geçiyordu aramızdaki mesafeden. O kazakla üşüyor olabilir miydi? Başka bir yerde karşılaşsak beni fark eder miydi? Sever miydi ? Ve ben ellerini sevecek miydim onun?

Hafızamın kapısını çaldım hemen. Eller gördüm sayısız; biçimli ve uzun parmaklar. Bildiğim her hikayeyi bir kez de o anlatsa diye defalarca dilediğim sesler.. Bin saati hiç konuşmadan anlatmak istediğim gözler gördüm. Onlardan biri olabilir miydi? Ya da ömrüm boyunca aradığım ve bulduğum ve bana kendini buldurduğu için hayatına sıçtığım sevgili olabilir miydi? Neredeydi sahi o? Benden sonra hala bir kadını sevebiliyor muydu, bilmiyorum. Ama aldattığına emindim.

Balıkçının sesiyle çıktım aldatıldığım o evden:

- Hanımefendi.. Hanımefendi.. Hanımefendi..

- Eee.. Efendim?

- Siparişiniz hazır efendim. Buyrun.

- Kalsın. İstemiyorum.

O siparişi ben vermedim. O balığı ben seçmedim. Hem markete de gitmeyecektim zaten. Geçmişe bir ağ atıp ağlamaktı bu gece niyetim.

Şimdi eve geldiğimden beri o şarkı çalıyor. Eve geldiğimden beri çalan telefonumu camdan fırlattım.

Ararsa, sakın onu hala sevdiğimi söyleme.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails